Taşın Tarihçesi

Kalsedon Taşına Genel Bakış

"Anadolu'da Hititlilerden bu yana (belki de daha öncelerinden) kullanılan Kalsedon taşının uluslararası adı Romalılar dönemindeki ihracat sırasında ilk kez kullanılmıştır."

Romalılar döneminde İstanbul'un bugünkü Kadıköy limanından sevkiyatı yapılan taş, adını limandan aldı. Chalcedon, Kadıköy'ün o dönemki adıydı. Romalılar'ın Anadolu topraklarından çekilmesiyle birlikte derin bir sessliğe gömülen Chalcedon, 1970'lı yılların sonunda Sırrı Gerçin Kalsedon Maden işletmeleriyle yeniden parıldadı.

1950'lerde Amerikalı ünlü siyahi şarkıcı Eartha Kitt, İstanbul'un Asya yakasındaki Üsküdar semtini tüm dünyada meşhur etti. Üsküdar kadar meşhur olan bir başka semt de aynı yakadaki Kadıköy ya da çağlardaki söylenişiyle Chalcedony'dir (Kalsedon), yani Anadolunun 'Mavi Altın'ı ki ismini Romalılar döneminde ihraç edildiği limandan alan mavi taştır bu.

Çin kaynaklarında Chalsedon rivayete göre insanların ilk mücevher taşıdır. Ruh besleyici ve inancı güçlendirici özelliği vardır. Allah tarafından gönderildiğine inanılan taş, başarı ve gücün sembolü olarak kabul ediliyor. Bu taşa sahip olanların uyku sorunu yaşamadığı ve güzel rüyalar gördüğü rivayet edilir. Sahiplerini felaketlere karşı koruduğuna inanılır.

Kalsedon: Duygusal dengeyi, canlılığı, dayanıklılığı, enerjiyi düzenler, büyüme hızını,yaşam doluluğu, şevkati, neşeyi ve arkadaşlık duygusunu artırır.
Kalsedon: Sağlığı (kan dolaşımını) artırır ve yaratıcılığı güçlendirir.
Kalsedon: (Herhangi bir renk) kabuslar, isteri, depresyon'a karşı yastık altı.
Kalsedon: (Kırmızı) zihin okuyucular, aydınlanma.

Kalsedon - Mavi (yarısaydam beyazımsı mavi) Kişileri arasındaki kardeşlik yolunda cesaretlendirir. Geçmişin örümcek ağlarını temizler. Yardımseverlik, iyi dilek, cömertlik, ileri görüşlülük.

Kalsedon - Sarı (Yarısaydam beyazımsı sarı) Törensel kullanımlar. Zihinsel kararlılığı artırır. Rasyonel ayrımlar yapabilme gücüne destek olur.

Hukukçu taşı olarak bilinen Kalsedon, rivayete göre Roma'lı avukatlar tarafından Kolye olarak kullanılırmış ve bu kolyeler sayesinde davaları kazanırlarmış.

Helenistik cağ öncesi klasik kültür

Perslerin Anadolu'yu işgal edip imparatorluklarına bağlanması ile başlayan Greko-Pers olarak adlandırılan yeni bir sentez ortaya çıkar ve kendini tüm sanat dallarında olduğu gibi takıda da gösterir. Anadolu'da gelişim sürerken kıta Yunanistan'da (M.Ö. 5.yy.önderliğini Atina'nın yaptığı klasik kültür doğmuştur. Düşünce ve sanat alanında, gözlemci ve diyalektik ve idealizme dayanan parlak bir gelişme yaratılmıştır. Bu klasik kültür eski Akdeniz kültürlerinden kaynaklanmıştır.

Makedonya Krallığından Büyük İskender İmparatorluğuna geçiş

M.Ö 7.yüzyılda kurulmuş olan Makedonya krallığı, M.Ö 5.yüzyılda Grek dili ve kültürünün etkisine girmiştir. İskender'in babası II.Philip zamanında Batı Trakya'da bulunan altın madenleri işletilmeye başlanmış ve Yunanistan Makedonya egemenliğine girmiştir. Oğlu Büyük İskender'in Anadolu üzerinde yaptığı seferler sonucunda Pers imparatorluğu yıkılmış, yerine Hindistan'a kadar uzanan ve Kuzey Afrika'yı da içine alan Büyü İskender İmparatorluğu kurulmuştur. Böylece Grek kültürünün Akdeniz çevresi ve Ortadoğu kültürleri ile kaynaşması sonucu çok uluslu bir imparatorluk ürünü olan Helenistik kültürü doğar.

Batı Anadolu'daki Bergama Krallığı ile Mısır'daki Ptoleme Krallığı, çağların rakip merkezleri olarak, sürekli bir kültür ve sanat yarışı ortamında gelişirler. Bergama Krallığı 5.yüzyıl klasik kültürünün devamını Atina'dan devralarak sürdürür. Helenistlik çağıın en önemli heykelcilik okulu Bergama'da kurulur ve daha sonra Roma heykelciliğini etkiler. Bu dönemde bağımsızlıklarını kazanan Efes, Tralleis (Aydın), Afrodisias, Miletos gibi kentlerde Helenistlik Çağ kültür ve sanat etkinliklerinde ön plandadırlar.

Her ne kadar M.Ö. 30'da Bergama krallığı vasiyet yolu ile Roma imparatorluğuna bağlanarak Helenistik çağ son bulur ise de, bu kültür Anadolu'da M.S. 1.yüzyıl sonlarına kadar sürer.

Sardes, Lidya'nin başşehri, altın ve mücevher yapım kenti

Sardes Lidya'nın başşehriydi (Günümüzdeki Salihli çevresi). Varlıklarını MÖ 700 yıllarından sonra göstermeye başlamışlardır. Lisanları İndo-Avrupa köklere dayansa da, eski Anadolu dillerinden öğeler de barındırmaktaydı. Lidya sınırları zamanla genişleyerek, komşuları Figya ve İyonya toprakları içlerine kadar geçmiştir. MÖ 546'da Pers'lerin Anadolu'yu işgalinden sonra Lidya yok oldu ve diğer tüm Anadolu şehirleri gibi bir Pers eyaleti haline geldi.

Sardes doğu ve batı ticaret güzergahlarının kesiştiği bir noktadaydı. Daha doğru bir biçimde söylemek gerekirse, tüm yollar Sardes'e çıkıyordu çünkü Tmolos Dağının (Güneyde, Paktalos nehri yanındaki Bozdağ) vadisinin alüvyal çamurundan altın toplanıyordu. Yani Sardes'liler altın cevherini arıtma ve işleme konusunda ustaydılar. O zamana dek, ticarette takas aracı olarak altın çubuklar kullanılıyordu.

Anadolu'da Pers eğemenliği ve sonrasında Sard takıları

M.Ö.6.yüzyıldan başlayarak, özellikle Greko-Pers dönemide Lidya takılarında süs taşlarının kullanımı giderek artar. Mısır sanatı, etkisiyle ortaya çıkan, kutsal böcek skraba şeklinde yüzük taşları , taşları üzerine figürler kazınmış mühür amaçlı yüzükler; altın, gümüş ve bronz montürlü sarkaç seklinde mühürler, bu dönemin eserleridir. Groke-Pers döneminde,Pers asıllı yönetici tabakanın yerli ustalara, kendi dinsel estetik kültürleri doğrultusunda verdikleri siparişlerle, Anadolu Helen üslup ve teknikleri ile kaynaşan bir sanat doğmuştur. Bu kuyumculuk geleneği, Sard kentinde daha sonraki Helenistik döneminde de sürer.

Anadolu'nun mavi altını: Kalsedon

Anadolu tarihinde ticari ilişkiler MÖ 3000 yıllarında başlamıştır. Ticaret sonradan Mısır, Mezopotamya, Kafkasya ve Trakya'dan devam etmiştir. Anadolu'nun ilk ihraç ürünleri değerli taşlar ve diğer işlenmemiş materyallerdir. Neolitik cağ boyunca, Orta Anadolu'dan gelen Obsidian taşı Kıbrıs ve Mezopotamya'ya satılmıştır. İlerleyen yıllarda, Anadolu metalurjisi başladı ve altın çağına erişti. Soylular ve şehir sakinleri dekoratif aksesuarlar ile ilgilenmeye başladılar. Böylece Eskişehir bölgesinde (bugün şirketimize ait maden yatakları) bulunan mavi taş ihraç edilmeye başladı. Bu taş Hitit ve Urartu dönemleri boyunca: muhtelem renk tonları ve olağanüstü sertliği ile mücevher üretiminde ve mühür halkası yapımında kullanıldı.

Bu maden ocaklarının çalıştırılması Antik Çağlara (MÖ 800-600) kadar dayanmaktadır ve üretim Romalılar Döneminde en tepe noktalarındadır; işlenmiş ve ham olarak 20-30 ton taş ihraç edilmiştir ve sonradan batıda çok popular olmuştur. İnanması güç ama o eski zamanlarda insanlar bu sert taşı oyabilmekte ve yoğun olarak kullanabilmekteydiler. Kalsedon kullanılarak yapılan en tanınmış parça, 'Bergama'lı Mavi Kadın Rölyefi'dir. Bu rölyef bir broş boyutundadır ve bir kadın kafasını tasvir etmektedir, geçmişin sınırlı teknoloji ile üretilen ve dünyanın en ilginç mücevherlerinden olan bu parça şu anda İstanbul Arkeoloji Müzesinde korunmaktadır.

Gelişen taş teknolojisi ve Bergamalı Kadın

Helenistik Çağ imparatorluklarının el değiştirdiği, yükseldiği, yıkıldığı ama bölgesel özgün kültürlerini yok edilmediği bir dönemdir. Büyük imparatorluklar çökerken kurulan Helenistik krallıklar, Helenistik potada yoğrulmuş yöresel karakterlerine yeniden dönerek nefes almaya başlıyan halkın başındadırlar. Anadolu'da çok daha önceki çağların mirası olan taş işçiliği Helenistik dönemde de varlığını sürdürür.

Greko-Pers aşamasındaki Sard mühürlerini, skrabeleri ve yüzük taşlarını kalsedon, karneol, opal gibi sert taşlardan ustaca üretebilen sanatkarların mirasına bu kez Bergama Krallığında sahip çıkılmıştır. Bu iki eserin ilki, avuç içine sığacak büyüklükte ve küçücük bir ağız açılımından içi de oyularak ağaçtan yapılmış bir vazodur.

İkinci örnek ise, bin yılı aşan bir yolculuk ile Mezopotampa'dan kaynaklanıp, Anadolu Mısır ve Grek uygarlıklarına ulaşan, kazmalı yüzük taşları, figür kazınarak yapılış kabartma broşlar gibi tekniklerin Bergama'daki doruk noktasını simgeleyebilecek bir kalsedon broştur. Bergamalı Mavi Kadın olarak adlandırmayı burada önerdiğimiz bu parça da bir önceki vazocuk gibi İstanbul Arkeoloji Müzesindedir. Böylesine üstün yapıtların üretildiği bir dönemden ne yazik ki Anadolu için elimizde fazla örnek yoktur. M.Ö.372'de Midilli Adası'nda doğmuş olan, Plata okulu ve Aristo'nun öğrencilerinden, doğa tarihi araştırıcısı Theophrastus'un taşlarını konu alan kitabından da bildiğimiz gibi, sarder, dardoniks ve daha bir çok taş, adını Anadolu'daki varlığından ve sanatsal üretiminden almıştır.

Zengin, çoskulu ve renkli takılar

Helenistik çağda takı biçimlerinde çeşitlilik artar. Takılar çoğunlukla aşırıya kaçan kompleks bir düzenlemedir. Heykel ve diğer plastik sanatlarda olduğu gibi takılarda da çarpıcı, etkileyici nitelikler gözlenir.

Bu dönemin önemli bir yeniliği altın kuyumculuğuna rengin girmesidir. Klasik Grek takılarında süs taşlarının az kullanılmasında karşı Helenistik çağ takılarında renkli taş, cam ve mine kullanılması ile ışıl ışıl bir görünüm kazanılmıştır. En sevilen taşlar karneol, granat, kalsedon, kuvars, ametist ve zümrüt olup bunlar inci, fayans ve emaye (mine) ile birlikte kullanılmaktadır. Bu gelişim, Anadolu Ortadoğu ve Mısır kültürlerinden etkileşim ürünüdür.